Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan 28 Şubat Alt Komisyonu, 28 Şubat sürecinin medya ayağında yaşananları dinlemek üzere Sabah gazetesinin eski sahibi Dinç Bilgin ve Doğan Grubu’nun sahibi Aydın Doğan’ı Komisyon’a davet etti.
Komisyon toplantısının sabahki oturumuna katılan Dinç Bilgin, yaşanan süreçle ilgili izlenimlerini Komisyon’a aktardı. Dinç Bilgin’in ardından Aydın Doğan da, Komisyon toplantısına katılarak üyelerin sorularını cevapladı.
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu 28 Şubat-27 Nisan Alt komisyonunda Aydın Doğan dinlenmeye başlandı. Öğlen arasından sonra konuşan Doğan, gazetenin kurşunlanmasına ilişkin bir soruya Ticari bir rekabet hatırımdan geçmedi. İş hayatımda karışık bir hayatım olmadı. Silahla ilgisi olan adamlarla ilişkim olmadı. Batı Çalışma Grubu mu kurşunlattı, bilemiyorum. Hayır da evet de diyemem. Bende gazetedeydim. Batı Çalışma Grubu yapacaksa bana başka şeyler yapardı. karşılığını verdi.
Dinç Bilgine kağıt yardımı yaptığını, hala 4 milyon dolar alacağı olduğunu dile getiren Doğan, bu parayı kimsenin vermediğini ve gittiğini ifade etti. Sabah gazetesine kapanmasın diye maaşta da yardım ettiğini, bunun mesleki bir dayanışma olduğuna dikkat çeken Doğan, Cumhuriyet gazetesinin halka arzında 250 bin liralık hisse aldığını ifade etti.
HİÇBİR MANŞETE ASKER DAHİL OLMADI
Hiçbir manşete askerlerin dahil olmadığını belirten Doğan, Demokrasi dışı yöntemlere karşıyız diye manşet attıklarını hatırlattı. Gazete kupürlerini gösteren Doğan, Silahsız kuvvetler halletsin diyenin ise asker olduğunu ifade etti. El koyacağız deseydi o da yapılırdı. Önemli bir haberdi. diyen Doğan, yorumu halkın yapması gerektiğini söyledi. Siyasilerin yönetim tarzlarından kaynaklanıyordu. Eğer siyasiler muktedir olurlarsa, demokrasi dışı güçlere dik dururlarsa bunlar olmazdı. 27 Nisanda hükümet dik durdu, eğer durmasaydı olurdu. ifadelerini kullandı.
28 Şubat dönemindeki siyasilerin tutumunu eleştiren Doğan, örnekler verdi. Olayların dışarıdan bakıldığı gibi olmadığını dile getiren Doğan, Ben yüzde 98i demokrasi dışı çıkan manşetlere de müsaade etmem diyorum. diye konuştu.
Atinadaki işadamları toplantısında Refah-Yol ile ilgili aleyhte birşeyin olmadığını belirten Doğan, Güven Erkayanın da toplantıya katılmadığını, bunların şehir efsanesi olduğunu savundu. Basının günah keçisi olduğunu kaydeden Doğan, Bunların neresini düzelteyim. dedi.
MANŞETİN KAYNAĞI DOĞRUYSA BUGÜNDE YAPARIM
28 Şubat döneminde Anadolu sermayesi üzerinde medya ve silahlı kuvvetler kullanılarak baskı oluşturulduğuna ilişkin bir soruya ise Doğan, Ben köküme kadar Anadoluyum. Anadolu sermayesine karşı olamam, olmam mümkün değil. Ülker grubu en büyük yeşil sermayeydi. Biz bunu söylemiyorduk. Bunlar bizim reklam verenlerimiz, bunlar batarsa biz de batarız. O gün de bunların yapılmasını doğru bulmuyordum. Manşetin kaynağı doğruysa bugünde yaparım. Tetkik edilmiş bir kaynaktan gelmişse bugünde yaparım. karşılığını verdi.
VAY ŞEREFSİZ VAY MANŞETİ
411 el kaosa kalktı manşetinin sorulması üzerine de Doğan, Dua ediyorum ki bu soruyu Ertuğrula sorsaydınız ama sormamışsınız. Ben Bodrumdaydım oardan haberim oldu. Yanlış buldum, hatadır. ifadelerini kullandı.
Gerekirse silah bile kullanırız başlığı konusunda Doğan, Bu lafı söyleyen, abiziddin değil önemli fonksiyonları olan bir paşaysa bundan daha önemli gazetecilik olur mu? şeklinde konuştu.
Ahmet Kaya için atılan Vay şerefsiz vay manşeti için Doğan, Keşke bu kadar keskin ve sert başlık atılmasaydı. diye konuştu.
Doğan grubuna kesilen vergi cezaları konusunda da Doğan, Vergi cezası haklı yazılmıştır diyemezsiniz. Dünyada 4-5 milyar vergi cezası yazılmamıştır. Davaları kazandım, davalarla uzlaştım. Bu bir af da değildi. Maliye ve devletle barıştım. Allah şahit ben bu işlerde hatalı değilim. Kan davası gütmem. şeklinde konuştu.
DİNÇ BİLGİN NELER ANLATTI?
Sabah Gazetesi’nin eski sahibi Dinç Bilgin ise, 28 Şubat sürecine ilişkin “O zamanki Türkiye başka Türkiye’ydi. O zaman başbakanlar faklıydı. Şimdiki gibi Başbakan, Meclis olsaydı, Türkiye’nin başına bunlar gelmezdi” dedi.
TBMM Muhtıraları ve Darbeleri Araştırma Komisyonu, gazete patronlarını dinliyor. 28 Şubat sürecine ilişkin komisyona bilgi veren Bilgin, gazeteci bir ailenin çocuğu olduğunu ve kendisinin de 1960’dan beri gazetecilik yaptığını belirterek, “28 Şubat’a giden günlerde 4 ulusal ve bir yerel gazete, 40 yakın dergi ve 2 ulusal televizyon kanalının sahibiydim. Talihsiz bir bankacılık serüveni yaşadım. 2001 yılında tutuklandım, ancak hiçbir hüküm giymeden 11 ay çete kurma suçundan tutuklu kaldım” dedi. Bilgin, ayrıca 2000 yılından sonra bütün mal varlığını kaybettiğini, emekli eski gazeteci olduğunu söyledi.
Bilgin şöyle devam etti:
-“DYP’YE DESTEK OLDUK”
“Büyük servetim, her şeyim vardı. 28 Şubat sonrasında hiçbir şeyim kalmadı. O döneme gelmeden önce basında inanılmaz güçlü bir rekabet sürüyordu. Doğan ile benim grubum arasında promosyon savaşları vardı. Bu iş siyasi arenaya da sirayet etti. Grup olarak DYP’ye destek olduk, Doğan Grubu da ANAP’a. Basının işlevi o tarihte bozulmaya başladı. Bir gazetenin dağıtımını yapmaktan vazgeçtiğimiz doğrudur; Akşam Gazetesi. Büyük televizyon promosyonu vardı. Biz mali sorumluluk altında kalmamak için almadık. Bunun siyasi yönü yok.”
-“BANKASI OLMAYAN PATRON YOKTU”-
Komisyon üyelerinin “Bankacılık işi, yönetimdeki generaller ve Fatih Çekirge’nin transfer ücreti” gibi sorularına da cevap veren Bilgin şöyle devam etti:
“Bankası olmayan gazete patronu yoktu o zaman. 28 Şubat’ta banka sahibi olmadım, ondan çok sonradır. İhaleyi alan da ben değildim. Güneş Taner pek doğru bilgi vermemiş. Ben sonradan ihaleyi alan Cavit Çağlar’a, büyük hata yaparak ortak oldum. Bankasının kötü durumda olduğu bana söylenmedi” dedi. Bilgin, “Vural Beyazıt vardı, başka generaller yoktu. Rasyonel, akılcı bir gerekçe söyleyemem. Vural Beyazıt, rahmetli Ercan Arıklı’nın dostuydu, onun tavsiyesiyle yönetime aldık. Zamanın ruhu o tarihte farklıydı. Hataydı bana göre. Kıyasıya rekabet halindeydik. Grup olarak büyümüştük, büyük reklam gelirlerine varmıştık. Büyük İstanbul sermayesi de bizim rekabetimizden hoşlanmıyordu; ‘oturup konuşun, kavga etmeyin, uslu çocuk olun’ diyorlardı. Ben yaramaz çocuktum. Manşetleri ortak atma, önceden hazırlama olmadı. Ama rekabeti durdurduk. Fatih Çekirge Ankara temsilcimizdi; Uzanlar gazete çıkarınca oraya geçmek istedi. Geçmemesi için maddi imkan sunduğumuz doğru. Çekirge söylenin çok üstünde bir rakamla transfer oldu. Benim duyduğum 5 milyon dolardı.
Benim fakirleşmem bir büyük talihsizlik. Sabah Grubu olarak büyük suikasta maruz kaldık. Kim yaptı, onu bilemem. Biçilen görevi yapmayacağımız, yapmadığımız. Bir miktar onun da etkisi vardır. Ankara’ya sık gelen, siyasi lobi yapan gazete patronu değildim. Eğlenerek gazete yapan biriydim. Askerlerle hiç ilişkim olmadı. Genelkurmay’a gidip gelen, kuvvet komutanlarını tanıyan biri değildim. İstanbul Orduevi’ne bile gitmedim.
Bir kez Genelkurmay’a davet edildim. Karadayı ile görüştüm, bir odaya alındım, orada Genelkurmay ikinci Başkanı Çevik Bir ve Erol Özkasnak ile pek hoş olmayan 15-20 dakika geçirdim. Sabah Grubundaki yazarlarla ilgili şikayetlerini söylediler. Bana bir bülten gösterdiler. Askerlere servis edilen bülteni gösterdiler. Yazarların yazısının altında ‘aslında şunu demek istiyor’ şeklinde notlar vardı. Gazetenin böyle okunmasının doğru olmadığını söyledim. Onlar Türk ordusunun geleneklerinde söz edip ben de karşılık verince aramızda tatsız bir hava oluştu. Yemekte Allah’tan Özkasnak yoktu. Havadan sudan konuşarak çıktım oradan. Gazetecilerin işten atılmasına ilişkin telkin yapılmadı, bana mektup yazılmadı. Genelde o tür işler Ankara büroları kanalıyla gelirdi. Bana manşet telkini yapılmadı” dedi.
-“TÜRKİYE BAŞKA TÜRKİYE’YDİ”-
Bilgin, 28 Şubat sürecine yönelik bir başka soruyu yanıtlarken, sürecin farklı bir süreç olduğunu belirterek, “Türkiye koptu, gazeteciler olarak biz de koptuk. O zamanki Türkiye başka Türkiye’ydi. O zaman başbakanlar faklıydı. Şimdiki gibi Başbakan olsaydı, şimdiki gibi Meclis olsaydı, böyle komisyon kurup darbeleri araştıracak Meclis olsaydı, Türkiye’nin başına bunlar gelmezdi” dedi.
Basının o ödemde “Yeter derecede demokrat, cesur” olmadığının altını çizen Bilgin, şöyle devam etti:
“Buna sağduyu demek çok ayıp olur. O zamanı bir hatırlayın. O zamanki Türkiye’yi hatırlayın. Bırakın Genelkurmay başkanlarınınkini, üst düzeylerin beyanatı ortalığı inletirdi. O tarihte demokrat, cesur, askeri darbelerle kavga eden basın çıkmadı. Uzlaşmak basının işine geldi. O tarihte bütün müesseseleriyle iş sakata varmıştı. Basın da kendini soyutlayamadı. Daha kahramanca davranabilir miydim emin değilim ama davranmalıydım. O günkü iklim, yalnız asker değil, bir de yargı vardı. Hatırlayın o tarihte başsavcıları, savcıları. Kahramanca direnmeliydi ama sonuç alır mıydı pek emin değilim.”

